Bayern Münih taraftarlarının Dayot Upamecano ve temsilcilerine karşı duyduğu hayal kırıklığı giderek artarken, çeşitli haberlere göre taraflar sonunda sözleşme uzatma konusunda anlaşmaya vardılar. Uzun ve gergin bir süreç gibi görünen bu durum, Bavyera kulübünün Fransız defans oyuncusunun geleceğini en azından kağıt üzerinde güvence altına almasıyla sonuçlandı.
Finansal açıdan bakıldığında, Upamecano'nun sezon başına yaklaşık 20 milyon Euro maaş istediği ve Bayern'in de bu rakamı kabul etmeye hazır olduğu bildirildi. Bu rakam bazı taraftarlar için yüksek görünse de, gerçek şu ki bir oyuncunun değeri piyasanın ödemeye razı olduğu kadardır. Dahası, bu rakamları teklif eden tek kulüp Bayern değildi, bu da durumu daha da hassas hale getirdi.
Görüşmelerin bir diğer önemli noktası da imza bonusuydu. Upamecano'nun yaklaşık 20 milyon Euro istediği ve Bayern'in bu miktara itiraz etmediği bildiriliyor, ancak ödeme yöntemi belirsizliğini koruyor. Bonusun hemen mi yoksa sözleşme yıllarına yayılarak mı ödeneceği bilinmiyor. Oyuncu açısından bakıldığında, bu, yıllık maaşını önemli ölçüde artırmadan sözleşmenin toplam değerini artırmanın akıllıca bir yolu olsa da, tüm taraftarlar bunu olumlu karşılamayabilir.
Anlaşmanın en hassas noktası, serbest kalma maddesi gibi görünüyor. Upamecano'nun bu maddenin daha erken devreye girmesini istediği, Bayern'in ise bunun ancak 2028'de yürürlüğe gireceğinde ısrar ettiği bildiriliyor. Bu zamanlama farkı, özellikle imza bonusu yapısı söz konusu olduğunda çok önemli. Bayern, maddenin devreye girmesini geciktirmeyi başardıysa, kulüp bir miktar ilerleme kaydetmiş demektir, ancak buna büyük bir zafer demek zor.
Sözleşme yenilenmiş olsa da, bu anlaşmanın uzun vadeli istikrarın garantisi olmaktan ziyade kısa vadeli bir çözüm olabileceği hissi devam ediyor. Eğer serbest kalma maddesi 60-65 milyon euro civarında olursa, Bayern bir veya iki sezon sonra tekrar belirsizlikle karşı karşıya kalabilir. Bu senaryoda, Upamecano'nun zaten geleceğe odaklanmış olması ve bu yenilemenin geleceğe yönelik güçlü bir inanç beyanı olmaktan ziyade stratejik bir duraklama olması muhtemeldir.









